MASALLARA DAİR

Kapkaranlık yatak odasında nerede olduğunu anlamak için defalarca gözlerini kırpıştırmak zorunda kaldı Erkin. Gözleri karanlığa alıştığında, bu kez evdeki seslere dinledi kulaklarını alıştırmak için. Ev tamamıyla sessizdi. Eliyle yatağın diğer tarafına yokladı. Yanı boştu. Akşam birkaç samimi arkadaşlarına verdikleri yemek sonrası kavga etmişler. Firuzan da  gecenin bir vakti Erk.i ve birkaç eşyasını alarak annesinin evine gitmişti.

Karısının çoğu sabah söylediği cümleler geçti aklından:

-Vampirler gibi yatıp vampirler gibi kalktık işte yine! Allahtan dün akşam sarımsaklı bir şeyler yemedik!

Bu şaka ikisi arasında özel bir bağ oluşturan birçok şakadan biriydi. Evet anlamsızdı –ama bir o kadar da anlamlıydı. Ama yeryüzünde bunu anlayacak son iki kişiydiler herhalde. Acaba ruh ikizi dedikleri şey bu muydu?

Gece boyu yatakta bir şey batıp durmuştu. Bu yüzden fazlasıyla huzursuz uyumuş, rüyasında anlamsız bir sürü şey görmüştü. Elini bel altına kaydırdığında lastik bir şey eline çarptı Erkin’in. Hemen burnuna dayayıp kokladı. Bu 9 aylık Erk’ciğin silikon emziğiydi. Bu kokuyu nerede olsa tanırdı. – Keşke bu emziğin, Erk’in ağzının kokusunu saklayabilecekleri bir sistem geliştirilmiş olsaydı yeryüzünde. Aynı zamanda tanışmalarına vesile olan sosyal sorumluluk projelerinde yıllarca birlikte çalışmışlardı. Teknolojiden insanlık adına istenebilecek binlerce mucize vardı. Onlar öncelikle bebeklerinin kokularını saklamak istedikleri için, utanç da duymuşlardı başta… Sonra da yine yaptıkları anlamsız- bir o kadar da anlamlı esprileri gelmişti ardından: Ne yani elimizde asa güzellik kraliçesi miyiz ki, insanlık için bir şeyler dileyelim!

Erkin onu hipnotize eden yorganı tekmeledi. Belki yine demiri düşmüştü. Küçüklüğünden beri yakasını bırakmayan demir eksikliği dönem dönem tekrar ederdi. İşte böyle zamanlarda yorganın altından çıkmak istemezdi. Bazen uyku ve uyanıklık arasında bir yerlerde, yorganın altında saklı ecinnilerin olduğunu düşünürdü. Bu ecinniler onu yatakta tutabilmek için sıcak elleri ve ayakları ile onu okşar, gitmesine izin vermezlerdi. Aslında o ecinnilerin Firuzan’ın o sıcak el ve ayakları olduğu düşünürdü Erkin. Kendi kendine kızdı bu düşüncesinden niye Firuzan’a daha önce bahsetmediğine. Firuzan bayılırdı onun böyle düşünmüş olmasına…

Firuzan tam bir masal hastasıydı. Hayatta yaşanan her şeyin ve hayatın gerçeklerinin sırrı masallarda saklıydı ona göre. İşte tam da bu yüzden daha bebeklerine hamileyken İstanbul ve Münih’teki tüm Almanca masal kitaplarını alıp hatmetmişti. Erk’ciklerine her gün en az iki masal okunmalıydı, aylık gelişimine uygun olarak. Ve okumuştu da 9 ay boyunca her gün iki tane. Erkin Firuzan’ın oğullarına en son okuduğu masalı anımsamaya çalıştı. Hatırlayamadı. Avluyu aydınlatan florasan ışıklı bahçe ampülünün akşamdan açık kaldığını fark edip kapattığını hatırlıyordu. Ama o son masalı kendini ne kadar zorlasa da hatırlayamadı. Halbuki o masalın anafikri şu an çok önemliydi onun için. Kesin Firuzan’la o şiddetli kavgalarının sırrı o masalda saklı olmalıydı. Firuzan böyle bir ayrıntıyı kesinlikle atlamazdı. O değil miydi ki Erkin’in ailesiyle sürekli yaşadığı problemi Güliver hikayesinin içine yerleştirip onda ampül yaktıran . Sonra Erk için aşırı fazla korumacı davrandığını göstermek için “ küçük kara balık” hikayesini anlatan. Erkin, keşke o son hikayeyi hatırlayabilseydi…

Banyoya gitti, yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı. Firuzan’la belki öpüşürlerse diye ağzının kokmasını istemedi.

Salona geçtiğinde dün akşamki yemekten masada kalan kirli şarap kadehleri, içlerinde bitmiş olduğu halde hala vanilyalı bir koku veren mumlukları gördü. Yağlarından arınması için mutfak lavabosuna bırakılmış birkaç tabak ve kaseyi bulaşık makinesine yerleştirdi. Lavaboda sürekli damlayan musluğun sesini ayrımsadı birden. Firuzan yaklaşık 2 aydır her gün ondan bir şekilde o musluğun icabına bakmasını rica etmişti, o ise bu konuyu hiç umursamamıştı. Nasıl olsa Firuzan ertesi gün yine hatırlatırdı. Bu sabah Firuzan ve bebeği evde yokken hatırlamıştı işte birden musluğu. Musluğu hatırlaması için onların evden gitmiş olması lazımmış. İçi bir tuhaf oldu.

Acaba masalın konusu bu muydu? Tamirle ilgili ekipmanın yer aldığı çekmeceyi karıştırırken, birden yaklaşık 2.5 aydır kayıp olan mucizevi sebze bıçağını fark etti Erkin. Okkalı küfür savurdu kendi kendine. En az 2 aydır hak etmişti işte bu küfürü hatta fazlasını. Musluğu tamir edene kadar, taze kahve kokusu odayı doldurdu. Bıçağı temizleyip ait olduğu çekmeceye yerleştirdi. Sessizliği bastırmak için radyonun slow müzik kanalını açtı. Firuzanla akşamları birer kadeh kırmızı şarap içtiklerinde ya da Erk’cik uyurken seviştiklerin de de hep bu kanalı dinlerlerdi.  Radyoda Elvis Costello’nun “She” şarkısı çalmaya başladı. Bu şarkı hem ikisinin düğün şarkısı hem de Erk’ciğin karışık uyku kasetinin ilk şarkısıydı. Duvardaki guguklu saat saat başını haber verdi. Oğlunun uyku dolayısıyla masal saati gelmişti. Tanrı biliyor ya Erkin’in de şu an o masala fazlasıyla ihtiyacı vardı. Belki de bu kez masalın sonunda kendisini tutmaz ağlardı.

Evde bir anahtar sesi yankılandı. Ardından Erk’in çıkardığı anlamsız – bir o kadar da anlamlı- sesleri ayrımsadı Erkin. Gözleri dolu dolu olduğu için tam anlayamadı, oğluyla içeri giren Firuzan’ın gözlerindeki ifadeyi. Yorgunluk? Bıkkınlık? Pişmanlık? Yoksa sevgi miydi?

Firuzan:

  • A baba da buradaymış… Babaya bugün öğrendiğin kelimeyi söyleyelim mi annecim?
  • Baba, baba.

Erk: bababa baba baa..

 

Firuzan artık akıtmayan musluklu lavaboda ellerini yıkadı. Mucizevi sebze bıçağı yardımıyla, oğluna havuç, patates, brokoliden ve buzluktaki et suyundan oluşan öğlen çorbasını hazırladı. Radyoda çalan şarkılar eşliğinde oğluna yedirdi. Sonra Erk’in altını değiştirdi. Erkin bu arada ne oturduğu koltuktan kalktı ne de bir şey söyledi. Sanki buzlar kraliçesi gelmiş ve onu dondurmuştu. Nihayet Firuzan kütüphaneden masal kitabını aldı ve günün masalını okumaya başladı: – Prenses ve bezelye tanesi…

Erkin birden hatırlamaya başladı. Dün akşam evde arkadaşlarına verdikleri davet sonrası açık saçık şakalarından dolayı Firuzan’a nasıl kızıp bağırdığını… Firuzan ise tanıştıklarından beri hiç değişmediğini, ilk tanıştıklarında nasıl olduğu gibi davranıyorsa şu anda da öyle davrandığını söylemişti. İlişkilerinin en başında tam da bu yüzden Erkin’in ona aşık olduğunu hatırlatmıştı ona. Erkin.in başta ona aşık olmasını sağlayan bu özelliğinin, artık en nefret ettiği huyu olmasının, çok ironik olduğunu haykırmıştı.

Şu an hiçbirinin önemi yoktu Erkin için. Başkalarına göre eski kıyafetler içinde görünen karısı aslında onun prensesiydi. Sadece bunu hatırlaması gerekiyordu. İşte masallar da bunun için vardı.

Erkin kalktı. Radyoyu kapatıp karısının oğulları için doldurduğu karışık cd.nin 1.şarkısını açtı. Karısının yanına yürüdü ve onu Elvis Costello’nun “She” şarkısı eşliğinde dansa davet etti. Sonrası mı, sonrası Erk’in öğlen uykusunun uzunluğuna bağlıydı…

Leave A Comment

Cart (0 items)